Posted by : Cihangir Gumustas 13 Haziran 2014 Cuma

Geçen yaz mevsimindeki hızım olmasa da tadımlara "en az ayda bir bira" olacak şekilde devam etmeye kararlıyım. Aslında dolapta tadımı bekleyen o kadar çok bira var ki bu hızda gidersem yıllar sürebilir. Bu postta da bir Weissbier incelemeyi düşünüyordum ve hangisi olacağını da Twitter'daki sevgili takipçilere sormak istedim. Franziskaner vs. Erdinger şeklindeki yarışmayı da açık ara Erdinger kazandı ve kendisi bu yazının haklı konuğu oldu. Buyrun başlayalım kendisini tanımaya.

Tarih
Erdinger'in hikayesi 1886 yılında başlıyor. Der Weißbier-Brauerei ismiyle 1886 yılında Bavyera'nın Erding şehrinde (hatta  Kordonhausgasse 8 adresinde) Johann Kienle isimli abi tarafından kuruluyor. Yalnız Johann işletmeyi 4 sene idare edip Münih'li zengin bir aile olan Stadlmaier'lere devrediyor. Schneider'leri anlatırken bahsettiğim 1872 yılında gerçekleşen buğday birası üretiminin devlet tekelinden çıkartılıp, özelleştirilmesi kararıyla paralel bir şekilde de buğday birası üretiliyor burada. 


Dünden bugüne Erdinger

1930'lara kadar ne olup bittiğine dair bir şey yok. 23 Ekim 1935 tarihinde ise Franz Brombach isimli bir işadamı işletmeyi satın alıyor. Bu tarihte yıllık Weissbier üretimi 2.500 hektolitre. 1949 yılında da işletmenin adını şehrin adından esinlenerek Erdinger Weißbräu olarak değiştiriyor. 1960 yılına gelindiğinde ise Weissbier üretimi yıllık 25.000 hektolitreye ulaşıyor. 10 katı bir artış! Büyük başarı.

1965'te Franz'ın "emekli olayım ben demesiyle" Erdinger Weißbräu'nun başına Franz'ın Ekonomi ve Bira Bilimi (Economics and Brewing Science) mezunu 25 yaşındaki oğlu Werner geçiyor. Taze mezun Werner'in algıları açık tabi. Hemen fark ediyor ki 1960'larda Weissbier'ler popülerliklerini kaybeder durumda ve pazara -tüm dünyada olduğu gibi- (tahmin edin bakalım) Pilsner tipi biralar hakim. Weissbier ise genellikle eski müşteriler (yani yaşlı tüketiciler) arasında, özellikle de kadınlar arasında popüler. Ekonomi bilgisini de kullanarak Werner hemen bir forecasting yapıyor vee o da ne! Böyle giderse 1990'larda Weissbier'e olan talep neredeyse sıfırlanmış olacak. "Maaşlı bir işe mi girsem? Aldığım belli, verdiğim belli" diye düşünürken bu defa da Marketing bilgisini devreye sokuyor. Çözümünü kendi ağzından dinlemek/okumak istersek "Whenever Volkswagen wants to boost their car sales they start an advertising campaign for a new model. And so did I when I introduced “Erdinger Weissbier mit feiner Hefe” (Erdinger Weissbier with fine yeast), a step that was unusual in the brewing industry in the 1960s and 1970s.” Meali: "Volkswagen ne zaman araba satışlarını artırmak isterse, yeni bir model için reklam kampanyası başlatıyorlar. Ben de Erdinger Weissbier mit feiner Hefe-weissbier ürününü piyasaya sürerken öyle yaptım, bu 1960'ların ve 1970'lerin bira endüstrisi için olağan dışı, alışılmadık bir şeydi."

 Erdinger ve Mahdumları 




O dönemde içinde maya olan biralar ikinci sınıf olarak kabul ediliyordu. Ama Werner burada da zekasını kullanmayı bilmiş ve Erdinger'i otantik ve Bavyera'ya özgü bir şey olarak göstermeyi başarmış. Werner Erdinger'i pazarda "tipik bir Bavyera ürünü" olarak tekrar konumlandırıyor ve ürünü Bavyera dışına taşımayı da başarıyor. Yani ürüne otantik bir hava katıyor adam. Hatta Bavyera dışına çıkan ilk Weissbier kendisi. Bu agresif pazarlama stratejisi tutuyor ve meyvelerini vermeye başlıyor. 1975 yılında Erdinger'in yıllık bira üretimi bir 10 kat daha artarak 225.000 hektolitreye ulaşıyor ve Erdinger Alman Weissbier pazarında lider konumuna geliyor.Not: bugün lider değiller ama hala büyük bir üreticiler. 

1925 yılından kalma bir reklam

Bugün Erdinger Weißbräu'nun başındaki isim hala Werner Brombach! 70'ine merdiven dayayan bu Bavyeralı amca Weissbier'e olan talep sıfırlanmış (bkz: sıfırlamak) olacak diye kabuslarına giren 1900'larda yılda 1 milyon hektolitre Weissbier üretimi gerçekleştirerek tahmini tersine çeviriyor.

Bugün Almanya ve Avrupa'da çok yaygın şekilde bulunabilen Erdinger 2005-2006 gibi ülkemize de kısa bir süreliğine uğradı ama şuan kendisine ulaşılamıyor. Umarım en kısa zamanda o da hızla çeşitlenen bira raflarında kendisine yer bulur.

Tadım

İçerik & Alkol Oranı: Erdinger Weissbier Alman Saflık Yasası'na (reinheitsgebot) uygun olarak su, arpa maltı, buğday maltı, şerbetçiotu ve mayadan oluşuyor. Kullanılan şerbetçiotu Erdinger'e 50 km mesafede olan Hallertau Bölgesi'ne ait. Zaten Hallertau Bölgesi de dünyanın şerbetçiotu cenneti olarak filan adlandırılan bir yer. Yalnız kulislerde dönen dedikodulara göre Erdinger Perle ve Tetnanger şerbetçiotlarını da kullanıyormuş ama buna dair resmi bir bilgi göremedim ben. Erdinger kullandığı şerbetçiotlarında iki şeye dikkat ediyor. Bunlar minimum oranda böcek ilacı ve gübre kullanımı. 


Kullanılan malt ise yerel üreticilerden temin edilmekte. Buğday biralarında buğday ve arpa maltı belli bir oranda kullanılıyor. Piyasadaki tipik German Hefe-Weizen ya da Weissbier dediğimiz biralardan hiçbirisi %100 buğday maltından üretilmiyor. Genelde 50-50 ya da 60 (buğday) - 40 (arpa) şeklinde bir oran var. Erdinger'de ise bu oran 50-60 arasında tahmin ediliyor. Yine sitesinde ya da başka bir kaynakta bu oranı göremedim ancak The Beer Hunter Michael Jackson'ın Erdinger ile ilgili yorumlarında buğday oranın 50-60 dolaylarında tahmin ettiğine rastladım. Biz de reyize güveniyoruz ve kendisini atıflıyoruz. Erdinger kendi suyunu kendi tesislerinin hemen 160 metre altından temin ediyor ve yumuşak içimli, bira için uygun bir su olarak da bizlere lanse ediyor. 


Erdinger Weissbier'in alkol oranı %5.3 ve wort oranı %12.6. 500 ml'lik bir Erdinger Weissbier içtiğiniz zaman aldığınız kalori ise 220. Bence masum bir oran. Unutmayın, bira değil, yanında yedikleriniz göbek yapıyor! 

Şişe Tasarım: Tipik uzun kuğu boyunlu Weissbier şişesi yine kadrajda. Sanırım bu şişeler tek elden çıkıyor, hepsi birbirinin aynı çünkü. Etiket ise krem mavi ve kırmızı renkerlin güzel uyumuyla gayet şık olmuş bence. Her yerden fırlayan buğday figürleri de şişenin içinde ne olduğunu gözümüze gözümüze sokuyor. 




Bardak: Erdinger'i Erdinger bardağında içmek lazım tabi. Diğer Weissbier bardaklarına göre daha uzun ve daha ince bir tasarımı olan Erdinger bardağı gayet zarif ve geniş ağzıyla da Weissbier içimi için oldukça uygun. 



Köpük: Weissbier'lerin en önemli özelliklerinden birisinin 3-4 parmak kalınlıktaki yoğun köpükleri olduğunu biliyoruz. Erdinger de ilk başta cömert bir köpük sunsa da daha sonra yarım parmaklık bir köpük bırakarak bende bir hayalkırıklığı yaratıyor. 

Renk: Bulanık sarı bir rengi var Erdinger Weissbier'in. Bulanıklığının sebebi de filtre edilmemiş olması ve içerdiği mayadan kaynaklanıyor. Weissbier'leri bardağa koyarken şişenin dibinde kalan 3-4 cm'lik kısmı bir sallayıp dökmek adettendir. Ben de öyle yapıyorum ve bardağımdaki biram iyice bulanık bir görünüm kazanıyor. 





Koku: Tipik Weissbier kokularını andıran bir kokusu var Erdinger'in, evet. Ama biraz silik kalıyor bu koku. Misal, Paulaner ya da Weihenstephaner'in kokuları için buram buram benzetmesini rahatlıkla kullanabilirken, aynı şeyi Erdinger için söyleyemiyorum. Otsu-samanımsı bir malt kokusu (buğday'dan kaynaklı olsa gerek) ve hafif bir muz kokusu var. Karanfil ise henüz burunda kendisi hissettirmedi benim için. 



Gazlılık & Gövde: Oldukça gazlı bir yapısı var Erdinger'in. Her ne kadar köpük kaybolmuş olsa da kabarcıklar tadım sırasında rahat durmadılar ve aşağıdan yukarıya doğru koşmayı ihmal etmediler. İçişte de bu gazlılığı zaten hissediyorsunuz. Gövde ise hafif-orta arasında denebilir. Kendisini çok hissettiren bir bira olduğunu söyleyemem açıkçası. 




Tat: Artık tadım zamanı diyor ve derin derin Erdinger'i kokladıktan sonra bir yudum alıyorum. Aromada ilk öne çıkan karanfil tadı bence. Hani o karanfilin dil üzerinde bıraktığı o hafif mayhoş uyuşukluk tadı var ya, Erdinger bunu layıkıyla hissettiriyor size. Muz aromasını baskın bir şekilde damakta hissettiğimi söyleyemem ama limon aroması daha belirgin bir şeklilde kendisini belli ediyor. After taste çok uzun süreli olmasa da yine karanfil aroması ağırlıklı. Ancak, Erdinger bence aroma-yoğunluk açısından çok da başarılı sayılmaz. Paulaner, Weihenstephaner, Franziskaner, Ayinger ve Schneider'in çok gerisinde gibi geldi bana. Aslında Erdinger beni Weissbier'le tanıştıran-alıştıran ilk 5 biradan birisidir. 3-4 yıl önce daha çok beğendiğim bu birayı şimdi daha iyi örneklerini denemiş olmamdan dolayı daha sönük buldum. Peki biramızın bitterness'ı için ne denebilir? Bitter bir bira değil kesinlikle. IBU değeri de 15-20 arasıdır olsa olsa. Orta damakta limon aroması daha ön plandayken bitişi bitter değil, daha çiçeksi-karanfilimsi bir yapıda. 



Hiçbir tadım o olmadan olmaz. Lokum yine masada yerini aldı

Gelelim puanlara:

RateBeer Notu: 54 / 100 (overall) 86 / 100 (style)
BeerAdvocate Notu: 79 / 100 (okay)
Benim Notum: 73 / 100

Not: bu yazıda alkolü özendirme ya da tanıtma gibi bir amaç güdülmemiş, sadece şahsi fikirler paylaşılmıştır. Ayrıca, herhangi bir markanın reklamı ya da tanıtımı söz konusu değildir ve sadece ve sadece şahsi kanaatler dile getirilmiştir. İçki bizim dostumuz değildir, içki kötülüktür, pişmanlıktır. Belirli oranlarda tüketildiğinde insan sağlığına da zararlıdır. 

Görüşmek dileğiyle...

{ 11 yorum... read them below or Comment }

  1. Almanya bira şişeleri ile ilgili benim hatırladığım (Türkçe bira bloglarından ya da kitaplarının birinde) lojistik açısından daha ekonomik olması için tek tip şişe kullanılmasıydı. Bana günümüz pazarlama dünyasında çok geçerli olabilecek bir şey gibi gelmedi gerçi.

    Aybars

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Selamlar,

      Dediğiniz aslında çok mantıklı. Almanlar gibi efficiency takıntılı bir millet için uygun bir yöntem tek tip şişe kullanıp sadece etiket değiştirmek. Bilgi için teşekkürler.

      Sil
  2. Geçenlerde ben de denedim. Her yudumdan sonra ağzımın içinde bir toz tadı kaldı. Tebeşir gibi veya karbonat ? Siz de aynı tadı aldınız mı ?

    Bir de blogu Feedly'den takip ediyorum. Fakat yeni yazıları güncellememeye başladı. Bi bakarsanız iyi olur bence. Sanırım feed burn (?) ile filan alakalı bişey olmalı :P

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Selamlar,

      Benim de bahsettiğim o "otsu samansı" tat sanırım sizin aldığınız tat. Duyuları kelimeye dökmek her ne kadar zor olsa da sanırım benzer bir sonuca varmışız.

      Feedly'e blogu ilk açtığımda bulaşmıştım ama sonra pek bakmadım. Haber verdiğiniz için teşekkür ederim, bir bakayım. Umarım beceririm :D

      Sil
  3. Üstat Selam,
    Eline sağlık. bu kadar buğday birası yazısından sonra buğday birası yazılarını ortak potada erittiğin bir kaşılaştırma yazısı çok ilgi çeker diye düşünüyorum. Güzel bir özet olur.

    Ayrıca her ay bir yazı demek senede 12 bira tadımı ve yazısı demek. Çok az! :)

    Dolaptaki Erdinger'imi hala içmedim, en yakın zamanda bir almanya maçında açarım artık...

    Görüşmek üzere..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Abicim Selamlar,

      Sondan başlayayım, 12'yi alt limit gibi düşünelim, artık üzerine ne kadar koyarsam başarı olacak benim için. Dolapta bekleyen biralar dağ gibi ama tadıp, araştırıp, fotolamak (erken eve gelip de gün ışığını yakalamak) sonra da derlemek uzun sürüyor ki sen de gayet yakından biliyorsun bu süreci :D O yüzden beklentiyi düşük tuttum ki sonra hayalkırıklığı olmasın :D

      Buğday biraları için derleme yazısını senin instagram yorumundan sonra ajandaya yazdım. Kesinlikle yapacağım. Elimdeki Franziskaner, Ayinger ve yerel örnekleri de bloga koyduktan sonra (TR'deki Schöfferhofer'i de dahil etmeli) bir karşılaştırma yapmak istiyorum.

      Görüşmek üzere...

      Sil
  4. erdinger'in türkiye macerasından bahsedilebilirdi diye düşünüyorum. türkiye'de satışa sunulduktan sonra yarış dışı kalan biralardan birisi. konuyu dağıtmadan bu gibi biraların satış dışı kalmasının sebeplerini gayet iyi biliyoruz. buğday birası segmentinde franziskaner'ın da aynı kaderi paylaştığını eklemeden edemiyeceğim. ellerine sağlık. bira atölyesine katılıyorum. mevcut buğday biraları arasında karşılaştırmalı tadım notlarının zamanının geldiğini hatırlatıyorum.

    kerem

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Selamlar, Erdinger'in TR macerası sanırım 2006 yılı gibi. Ama neden tam olarak yarış dışı kaldığını (Franziskaner'in de) pek bilmediğimi itiraf etmem gerek. İki tahminim var. İlki, Efes & Tuborg gibi büyük oyuncular tarafından saha dışına itilmiş olabilir. İkincisi de Türk damak tadına uymayıp, fiyatının da etkisiyle ithalatçıları zarara sokmuş olabilir. Ayrıca, bira çeşidi patlaması yaşadığımız şu günlerde Türkiye'ye iyi bir weissbier'in gelmesi çok yerinde bir hamle olur diye düşünüyorum. Tuborg Weihenstephaner dedi ama 3.5 ay oldu, hala ne gören ve ne duyan.

      Karşılaştırmayı kesin yapacağım. Kenara yazıyorum :D

      Sil
  5. şahsi fikrim paulaner daha iyi bir bira bence ancak Paşabahçe de çalışan birisi olarak tasarımı rastala ait bardağı geniş ağızıyla favorim :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Selamlar, bence de Paulaner çok daha iyi ve size katılıyorum, Erdinger Paulaner'i ancak bardak konusunda geçebilir :)

      Sil
  6. Selam, Erdinger'i yeni denemiş biriyim, fanatik bir bira sever olarak Türkiye'de bira içmediğimizi tokat gibi yüzüme çarptı. Yumuşak içimi ve lezzetiyle bizim sırf kafa yapsın diye içtiğimiz standardı olmayan biralardan çok farklı. Yoruma katılıyorum Erdinger'in muz aroması daha az Paulaner'e göre; ikisi de Türkiye'de bulabilirsem stok yapacaklarımdan orası ayrı.

    YanıtlaSil

Instagram

Blogger tarafından desteklenmektedir.

- Copyright © Bira Kültürü & Bira Tadımı -Metrominimalist- Powered by Blogger - Designed by Johanes Djogan -