Bira Sevdası Yeni Adresinde - birasevdasi.net

Selamlar,

Blogumu daha güzel bir görsellik ve kolay ulaşılabilirlik için aşağıdaki adrese taşıdım.

Blogdaki tüm yazılara ve yeni yazılara ulaşmak için:

http://birasevdasi.net/

Görüşmek üzere


4 Ocak 2016 Pazartesi
Posted by Bira Sevdası

Brewdog Hardcore IPA: Acı Gerçek

Portekizli bir kaşif olan Bartolomeu Dias, Portekiz Kralı II. Joao'nun emriyle Doğu'daki baharatlara ulaşılabilecek bir deniz yolu bulabilmek için yola çıkmıştı. O zamanlarda ticaret yollarının sadece bir bölümü denizden geçiyordu ve bu yüzden doğuya giden tüccarlar Ortadoğu ülkelerini boydan boya geçmek zorundaydı ki bu yolculuk aylar alıyordu. Dias günlerce Batı Afrika kıyılarında seyrederken birçok yere Portekiz flaması dikerek oraları Portekiz Krallığı altına almıştı ve en son Algoa Bai'ye girerek 12 Mart 1488 tarihinde buraya yakın Kap Padrone'ye de bir armalı direk dikti. Günlerdir denizde şuursuzca gezip oraya buraya flama dikmekten deliren ve balatayı sıyıran mürettabattın huzursuzluğunun yavaş yavaş artması neticesinde, Dias kendi isteği dışında doğuya yönelmek zorunda kaldı ve Groot Vis nehrinin ağzına ulaştı. Burada artık yönün kuzeye doğru döndüğü fark ediliyordu. Böylece Dias 70 yıldır aranan Afrika'yı dolaşarak Hindistan'a açılan yolu keşfettiğini fark etmiş oldu. Ancak mürettabatında baş gösteren bir hastalıktan dolayı geri dönmek zorunda kaldı ve dönerken burayı "Fırtına Burnu" olarak adlandırdı. Ancak daha sonrasında bu isim gemicilerin moralini bozduğu gerekçesiyle değiştirilecek ve Doğuya açılan yeni bir kapı umudunu simgelemesi için Ümit Burnu ismini alacaktı. 

Dias dönüşünden sonra tarihte deniz yoluyla gerçekleşecek ilk Hindistan yolculuğu için sadece danışmanlık yapmış, bu yolun deniz haritalarını oluşturmuş ve bu yolu takip edecek gemilerin donanımlarından sorumlu olmuştur. Hindistan hedefiyle yolculuğa çıkan Vasco da Gama'ya Cabo Verde (Yeşil Burun) Adaları'na kadar eşilk etmiştir. Bayrağı devralan Vasco da Gama ise 20 Mayıs 1498 yılında Kalküta kıyılarına yanaşmıştır. Bu coğrafi keşif dünyanın kaderini değiştirmiş, baharat yolu sayesinde ekonomik ve ticari üstünlüğe sahip olan Osmanlı ve İran'ın gücünü kırarak ticarette Avrupa'lıların bayrağı devralmasına ve yeni bir düzenin ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Portekizlilerden sonra Hollandalılar, İspanyollar ve de İngilizler gemilerinin yelkenlerini rüzgarla doldurup rotayı Doğu'ya açmışlardır. Bu büyük keşif dünyanın dengesini değiştirmekle kalmadı ve bir kelebek etkisi yaratarak bugün çok popüler olan bir bira türünün de doğmasına sebep oldu: India Pale Ale! 
26 Aralık 2015 Cumartesi
Posted by Bira Sevdası

Orval: Altın Vadiden Çıkan Efsane

Efsaneye göre, Toskanalı genç bir dul olan Prenses Matilda (1046-1115) bugünün Fransa - Belçika sınırına yakın bir yerlerde yürürken evlilik yüzüğü elinden bir şekilde çıkar ve oradaki bir akarsuya düşer. Bu duruma çok üzülen Matilda yüzüğünün geri gelmesi için hemen Tanrı'ya dua etmeye başlar. Bir anda, koca bir alabalık ağzında Matilda'nın yüzüğüyle suyun üzerine çıkar ve Matilda'ya yüzüğünü geri verir. Çok sevinen ve bir o kadar da şaşırdan Matilda'nın ağzından şu kelimeler dökülür "Truly this place is a Val d'Or (Golden Valley)" (Burası gerçekten altın bir vadi) ve buraya bir manastır kurmaya karar verir. Manastıra tahmin edebileceğiniz üzere "Orval" ismi verilir. Matilda'nın yüzüğünün düştüğü ve alabalığın çıkageldiği akarsu bugün hala aktiftir ve manastıra su sağlamaktadır. Hatta Orval birasında kullanılan su bu akarsudan gelmektedir.

19 Ekim 2015 Pazartesi
Posted by Bira Sevdası

Bira Peynir Eşleşmesi - Alman Biraları

Bir önceki yazıda bira ve peynir eşleşmesi konusuna değinmiştim. Genel olarak bira ve peynirin neden harika bir ikili olduğuna dair bilgiler verdikten sonra Belçika biraları ve bu biraların yanında güzel giden peynirlerden bahsetmiştim. Bu postta ise Alman biraları ve yanlarında güzel gidecek olan peynirlerden bahsedeceğim. Geçen yazıda olduğu gibi yine ülkemizde bulunabilen Alman biralarından bahsetmeye çalışacağım. 


Alman Biraları

Bira denilince akla gelen ilk ülkelerden olan Almanya'da genel tüketim Helles, Pils, Lager ve Weissbier stilindeki biralarda yoğunlaşmış durumda. Ancak Bockbier, Schwarzbier ya da Dunkel Bier (Dark Beer) ve Rauchbier (Smoked Beer) türleri de pastadan az pay alsalar da Almanya'ya özgü leziz bira stilleri. 


German Hefe-Weiss: Paulaner, Weihenstephaner, Erdinger, Schöfferhofer, Hacker-Pschorr ve Schneider Tap 7 ülkemizde bulunabilen buğday biraları. Bu stilin genel karakteristikleri %5-%5.5 alkol oranına sahip olmaları, filtre edilmediklerinden dolayı buğulu bir renge sahip olmaları, şişenin içerisinde maya barındırıyor olmaları, kolay içilebilirlikleri ve oldukça ferahlatıcı olmaları. Tat ve aroma açısından baktığımızda ise mayadan gelen ester ve phenolün ürettiği muz (esterden) ve karanfil (phenolden) aromaları öne çıkan aromalar. Ayrıca citrus aromaları da bu stilde kolaylıkla fark edilebilecek aromalardan. Buğday maltının verdiği bir ekmeksilik ve Eti Burçak tarzı bir malt aroması da var. Şimdi soru şu: peki aromlara sahip bir biranın yanında nasıl bir peynir güzel gider?

Buğday birasının bu ferahlatıcı gazlı yapısına yine taze ve yumuşak peynirler güzel eşlik edebilir. Taze kaşar buğday birasının yanında güzel gidebilecek bir peynir türü. Hafif aroması ve taze tuzlu gövdesiyle buğday birasının yanında kolay ve güzel gidebilecek bir peynir. Hafif susatması sebebiyle de buğday birasının ferahlatıcı etkisini ikiye de katlayabilir. Taze keçi peyniri ve mozarella da düz ve yumuşak yapılarından dolayı buğday biralarının yanında güzel giden peynirlerden. Eşleşmenin mantığını biraz daha açabilmek adına, buğday birasıyla gitmeyecek bir peynirden de bahsetmek istiyorum. Danish Blue ya da Roquefort (Rokfor) Peyniri aşırı aromatik ve baskın yapısından dolayı buğday birasının yanında pek güzel gitmeyecek bir peynir. Roquefort dominant tadından dolayı tüm damağı kaplayacak ve buğday birasının tadı pek hissedilmeyecek. Bu peynirle iyi gidecek ya da onunla baş edebilecek bira türkleri genelde yüksek alkollü ve aromatik biralar. Misal, Trappistes Rochefort 10 ya da Chimay Blue gibi. 


German Lager & Helles & Pils: Tuborg Gold, Beck's, Budweiser Budwar, ve Heineken ülkemizde bulunabilecek sarışın biralardan. "Tuborg Danimarka birası hocam yea" diyen olabilir ama Löwenbrau'yla aroma olarak öyle çok bariz bir farkı yok, o yüzden German Lager demekte beis görmüyorum. Helles tipinde bir biramız henüz yok, Augustiner Helles'in gelmesi dileğiyle. Alt fermentasyon methoduyla soğuk bir ortamda fermente edilen Lager, Helles ve Pils biralar sarı berrak bir renge sahiptirler. Peki bu üçünün arasında nasıl bir fark var? Helles biralar şerbetçiotu aromasının az olduğu ve ekmeksi malt tadının yoğun olduğu kolay içimli sarışın biralar. Pils biralar ise şerbetçiotu aromasının yoğun olduğu ve acımtırak bir içime sahip olan sarışın biralar. Lager ise bu ikisinin arasında bir acımtıraklığa sahip olan sarışın biralar. Mass-production ve düz-derinlikten uzak bir aromaya sahip olarak değerlendirilen bu biralar aslında kaliteli malzemelerle ve kitle üretim mantığından uzak yapıldığında çok da lezzetli olabilen biralar. Özellikle de taze taze fıçıdan içildiğinde. Gelelim peynir eşleşmesine. Bu tek yönlü aromalı ve gazlı biralar Trakya'da yaygın olarak tüketildiği üzere eski kaşarla harika giden biralar. Eski kaşarın bol tuzlu ve orta-yağlı yapısına ferahlatıcı ve yüksek gazlı bir yapıyla eşlik eden sarışın biralar bu peynirlerin yanında güzel bir tercih. Bir de Cheddar peynirinin de bu sarışın biraların yanında güzel gittiğini düşünüyorum. Tavsiye ederim. 


Schwarzbier & Dunkelbier: Köstritzer, Krombacher Dark ve Efes Dark ülkemizde bulabileceğimiz koyu-siyah lager biralardan. Bu biraların temel karakteristiği ise arpa maltının kavrulmasıyla siyah bir renk elde edilmesi ve bu rengin de biraya yansıması. Kavrulan malt biraya yanık bir tat ve karamelize bir aroma katıyor ki koyu lager biralar bu yüzden (bence) sarışın biralara göre daha aromatik oluyorlar. Elbette vurgulamak lazım ki bu aromatiklik bir Stout ya da Porter sevieysinde değil (yine bence). Roasted (kavruk) bir aroma ve buna eşlik eden karamelize tat için nasıl bir peynir seçimi olabilir peki? Aklıma ilk gelen hellim peyniri. Kızartılmış hellim peynirinin karamelize olan tadı dark biranın yanında güzel bir eşlikçi oluyor. Ayrıca isli peynirler de koyu biraların o kavruk malt tadına güzel eşlik ediyorlar. 


Rauchbier: Aecht Schlenkerla Rauchbier ve Pera 3 Smoked Lager ülkemizde bulunabilen isli biralar. Bu bira stilinin en belirgin karakteristiği ise maltın geleneksel fırınlarda meşe odunuyla yakılması ve bu meşe odunundan gelen çok aromatik bir is tadının biraya geçmesi. Benim gibi isli ve tütsülü şeylerin hastasıysanız, çok seveceğiniz bir tür. Bu biranın yanında gidecek en güzel peynir tahmin edebileceğiniz gibi isli peynirler. Özellikle isli Çerkez peyniri ve ithal smoked peynirler isli birayla çok ama çok güzel gidiyorlar. Yine kızartılmış hellim de isli birayla güzel gidiyor, benden söylemesi. 


Gelecek yazıda İngiliz biralarına (Ale, Porter, Stout etc.) ve peynir eşleşmesine değineceğim. 

Görüşmek dileğiyle...


16 Temmuz 2015 Perşembe
Posted by Bira Sevdası

Bira & Peynir Eşleşmesi

Bira ve peynir insanoğlunun uzun süreden beri tükettiği iki temel gıda. Bu iki yaşlı gıdanın yollarının kesişmesi ise görece daha yeni sayılır. Biz ülkemizde birayı genellikle kuruyemiş ya da cips gibi yancılarla tüketmeyi tercih etsek de bira & peynir eşleşmesi oldukça yaygın olan ve üzerine kitaplar bile yazılan bir konu. Bu yazıda bir bira incelemesine değil, bira ve peynir arasındaki uyumun nasıl sağlanabileceğine ve içtiğiniz biradan ve yediğiniz peynirden daha çok keyif almanızı nasıl sağlayabileceğinize dair bazı tüyolar vermeye çalışacağım. İlk belirtmem gereken nokta da şu ki bu eşleşmeler birer kanun değil. Birçok bira yazarı ve tadımcısı tarafından önerilen ve eşleşme mantığı olan seçimler. Bu nedenle, burada görüp de denediğiniz ama pek hazzetmediğiniz eşleşmeler de olabilir. Sonra iletişim kutusundan mesaj atıp "Sana uyduk denedik, bok gibiydi, para iadesi istiyorum ben" filan demeyin. Herkes bu konuda mutabıksa, gelin başlayalım. 

24 Nisan 2015 Cuma
Posted by Bira Sevdası

Brooklyn Black Chocolate Stout: Krallara Layık Bira

Ünlü İngiliz ressam Joseph Farington 20 Ağustos 1796 tarihinde günlüğüne şöyle bir not düşüyor “I drank some porter Mr. Lindoe had from Thrale’s brewhouse. He said it was specially brewed for the Empress of Russia.” Farington'ı etkileyen ve günlüğüne bu olayı yazmasına sebep olan bu gizemli siyah bira İngilizlerin Rus Kraliyet Ailesi ve eşrafı için özel olarak ürettiği Russian Imperial Stout'tan başkası değil.

18 yüzyıl içerisinde İngiltere'de oldukça popüler bir bira türü olan stout tipi siyah biralar Baltık ülkelerine ithal ediliyor ve içerdiği yüksek alkol oranından dolayı "extra stout" olarak adlandırılıyor. Bu yüksek alkollü "extra stoutlar" Farington'un da tarihe not düştüğü üzere Rus Çariçesi Katerina'nın (Catherine the Great) en sevdiği içkilerden biri olması sebebiyle "Russian Imperial Stout" olarak anılmaya başlıyor. 2015'in geç kalan ilk tadımının konuğu bizi önce tarihin tozlu sayfalarında gezdirecek ve sonrasında  ise damağımızda bir bayram havası estirecek olan harika bir Kraliyet Birası olacak. Karşınızda Brooklyn Black Chocolate Stout.


17 Nisan 2015 Cuma
Posted by Bira Sevdası

Brooklyn Lager: Viyana'da Doğdu Brooklyn'li Oldu

11 Kasım 1842 tarihinde Çek Cumhuriyeti'nin Plzen kentinde Zum Goldenen Anker, Zur Weissen Rose ve Hanes meyhanelerinde biranın tarihini kökünden değiştiren bir gece yaşandı. Münih'li bir Alman olan Josef Groll iyi bira içmek için uzun süredir bekleyen hatta içtikleri kötü biraları protesto amaçlı olarak belediye binasının önüne döken Plzen halkına altın sarısı renkte berrak bir bira sunuyor. Plzen halkı tarafından çok beğenilen ve kısa zamanda tüm dünyaya yayılan bu bira şehrin ismiyle anılır oluyor ve Pilsner olarak dilimize yerleşiyor. Hatta Pilsner Urquell ismiyle hala sevilerek tüketiliyor. Ancak Plzen'in yaklaşık 400 km güneydoğusunda yer alan Viyana'da ise o tarihlerde bambaşka bir hikaye yaşanıyor. İki yakın arkadaş olan Anton Dreher (Avusturya-Macar İmparatorluğu'nun en büyük bira üreticisi Schwechat'ın sahibi) ve Gabriel Sedlmayr (Spaten'in sahibi) o tarihlerde genelde dunkel üretiyorlar ve kafalarında bir soru var: nasıl oluyor da bu İngilizler kehribar renginde biralar üretiyorlar? İki arkadaş bu olayı çözmek 1833 yılında Birleşik Krallığa gidiyorlar ve Birleşik Krallık birahanelerinin altını üstüne getiriyorlar. Bu gezi sonucunda İngiliz bira üreticilerinin Orta Avrupa'da uygulananın aksine doğrudan odun ateşinde maltı kurutmadıklarını, daha dolaylı bir kurutma işlemi uyguladıklarını görüyorlar. Normalde çimlendirilen malt doğrudan ateşin üzerinde ısıtılarak kurutuluyor ve bu sebeple malt siyah bir renk alarak biraları da siyah yapıyor. İngilizler ise ateşi doğrudan malta yöneltmek yerine ortamı ısıtarak maltı kurutuyorlar ve malt yanarak siyah bir renk almıyor. Daha az kavrularak kızıl bir renk katıyor biraya. Dreher ve Sedlmayr bu bilgiyi kullanmaya karar veriyorlar. Bazı bira tarihçilerine göre bu iki arkadaş sözde "sanayi casusluğu" yapmışlar. Bu casusluğun sonucunda ise kızıl renge sahip bir lager çıkıyor ortaya ve bu bira tipi Viyana Lageri olarak literatürde yerini alıyor. Hatta günümüzde hala Viyane Malt'ı olarak bu tip maltlar kullanılmaya devam ediliyor.

21 Kasım 2014 Cuma
Posted by Bira Sevdası

Paulaner Salvator: Bir Şişe Ekmek

Yaklaşık 380 yıl önce, Münih'in doğusundaki küçük bir köy olan Au'da yer alan Neudeck Manastırı'nda yaşayan Paulaner keşişleri 46 gün sürecek bir oruca hazırlanıyordu. Bu oruç süresince katı yiyecek tüketmeleri yasak olan keşişlerin sıvı almasını engelleyen bir kısıt yoktu. 46 gün boyunca 7/24 olarak devam eden bu oruçla başa çıkmak için keşişlerin geliştirdiği bir yol vardı: "Madem katı yiyecek tüketemiyoruz, biz de sıvı olarak tüketelim." Nasıl mı? Öyle bir bira yapalım ki, duyanlar, içenler buna "sıvı ekmek" desin. Ya da Paulaner Salvator desin! Bugün blogda inceleyeceğim bira Münihli dev bira üreticisi Paulaner'in hikayesini başlatan çok özel bir doppelbock birası. Haydi gelin başlayalım...
1 Eylül 2014 Pazartesi
Posted by Bira Sevdası

Westmalle Tripel: Damak Çatlatan Trappist Birası

Son yazılara baktığımda genelde Alman Weissbier'lerine odaklandığımı fark ettim. Kendimi tekrarlama tuzağından kaçmak için rotayı başka diyarlara çevirmenin zamanı geldi sanırım. Haydi bir trappist birası yazalım da neşelenim diyorum ve Westmalle Tripel'i sizlere takdim ediyorum. Daha öncesinde Westmalle Tripel'in küçük kardeşi olan (alkol bakımından küçük kardeş diyorum) Westmalle Dubbel'i bloga koymuştum. Dileyenlerin ona da göz atmasını tavsiye ederim. Ayrıca Westmalle Tripel'le ilgili güzel bir incelemeyi Beerader'den de okumakta fayda var. Henüz okumamış olanlar kaçırmasın.


30 Temmuz 2014 Çarşamba
Posted by Bira Sevdası

Erdinger Urweisse: Almanlık Çok Güzel

Bir önceki tanımda Erdinger Weissbier'i incelemiştim. Hazır konu Erdinger'den açılmışken, elimdeki Erdinger Urweisse'yi de inceleyip bloga koyayım dedim. Aslında Erdinger Urweisse'yle ilgili hazırda bir Türkçe inceleme mevcut. Beerasmus'un Erdinger Urweisse incelemesine ve diğer incelemelere de bir göz atmanızı tavsiye ederim. Erdinger Weissbrau ile ilgili geniş bilgiyi de eğer okumadıysanız Erdinger Weissbier incelemesinde bulabilirsiniz. Bu sefer, herhalde ilk defa bira üreticisinin tarihine ya da biranın tipine filan girmeden doğrudan bira incelemesine geçeceğim. Benim için de enteresan olacak. Bakalım kısa kesmeyi becerebilecek miyim. Başlıyoruz...


24 Haziran 2014 Salı
Posted by Bira Sevdası

Instagram

Blogger tarafından desteklenmektedir.

- Copyright © Bira Kültürü & Bira Tadımı -Metrominimalist- Powered by Blogger - Designed by Johanes Djogan -